Salı, Haziran 01, 2010

Klarnet acayip bi çalgıdır

Işıkları kapatmayı tavsiye ediyorum


Denizde Karartı Var


Divane Aşık Gibi

Perşembe, Mayıs 06, 2010

Neden sorusunu sormaktan kendini alamamak

Metroda parkta bahçede elinde gitar, elektronik bağlama, keman vs gibi bi alet alarak, onu nasıl çaldığını gelip geçen insanlara dinletme muhabbetinin mazisi çok eski değil bizim ülkemizde. En azından ben küçükken yoktu böyle bişey. Yurtdışında örnekleri görülebiliyor bunun. Ama oralarda bu işi yapan adamlar genelde baya yetenekli ve ilginç karakterler oluyorlar. Nasıl oluyorda oluyor da bu kadar kalite farkı çıkabiliyor ortaya diye düşünüyor insan. Sonuçta oradaki adamı da sokağa birileri koymamış. Orada herhangibiri vasfına sahip biri buradaki benzerlerinden çoğunu baya bi farkla geride bırakabiliyor. Üstelik bu işin rantı orada daha fazla. Bizde pek kimse bu arkadaşlara orada durup bu işi yapmaya devam etsinler diye maddi destekte bulunmaz. Oralarda ise euro manyağı oluyorlar bu arkadaşlar. Türkiye çok gereksiz kalabalık sanırım.

Bu kişilerin yurtdışındaki benzerlerini örnek aldıklarını sanmıyorum. Bana kalırsa bu gelenek sadece bizde olduğuna inandığım bir konseptin devamı. GETMTK (Görme Engelliler Taverna Müziği Toplulukları Konfederasyonu) liderliğinde geliştirilmiş olan bir toplumsal dönüşüm projesinin geniş halk kitlelerine yayılmasını amaçlayan bir platform. Stratejileri ise şu şekilde; bilimum taverna çalgılarından oluşan tek tip bir grup yapılanmasında, detone bir vokalist eşliğinde ve görüntü kirliliği de yaratacak şekilde kötü müzik yaparak iki farklı tepkiye neden oluyorlar. Birincisi tepkisizlik. Tepkisizlik karşısında seslerini daha gür çıkarma hakkını kendilerinde görüyorlar. İkincisi kötü müziğe karşı duyulan isyan. Bu tepkiyi veren kişiler de direk olarak engelli insanları hedef almış gibi bir konuma düşüyorlar. Yani mağdur olma durumundan prim yapmış olunuyor. İşte metro, park ve bahçelerimizde yaygınlaşan ve aslında pek de matah bi müzik yapmadığı halde bunu yapma hakkını kendinde bulan zümre GETMTK nın çalışmaları sayesinde bugünlere ulaşabildi.

Bakınız: Olaylara istemeden seyirci kalmak

Çarşamba, Mayıs 05, 2010

3 ün 1 ini almak :D

Fenere yine finalde çok pis çaktılar. Bu konu üstüne sabaha kadar konuşsam yine konuşacak bişeyler bulurum. Fenerbahçenin Galatasarayı yenmesini de aynı konunun uzantısı olarak görüyorum. Bazı şeyleri öğreniyoruz. İnsan zamanla öğrendiklerinin uygulayıcısı haline geliyor. Sorgulama mekanizmasını yitirmeye başlıyor. Kendisine sunulan gerçekliğin dışına taşma lüksünün olmadığını düşünüyor farkında olmadan. O gerçekliği yaratanların içine kendini dahil edemiyor kafasında. Taaki olan biteni olaylara dahil olan herkesten tek tek daha iyi kavrayabilen biri çıkıp da herkese yeni bişeyler öğretmeye başlayana kadar. Tarihi işte bu kişiler yazıyor.










Trabzonsporlu Burak Yılmaz: "Biz daha çok istedik kupayı" diyor. Siz kimden daha çok istediniz? Siz kimsiniz, onlar kim birader? Trabzonspor camiasımı daha çok istedi? Maçta oynayan 11 kişimi? Trabzonluların kupa istekleri toplamı Fenerbahçelilerin istekleri toplamından mı fazlaydı yani? Hem de fenerlilerin sayı üstünlüğüne ve 28 senedir kupa alamamış olmanın verdiği ezikliğe ramenmi? Yoksa fenerliler ne istediklerini mi bilmiyorlardı? Hiç almadıkları bişeyi istedikleri içinmi böyle olmuştu? Tablo gayet açık. Herkes aynı şeyi istiyor ve bekliyordu.










Hadi, öyle durma! Daha duyarlı ol! Sende bugün bir fenerliye sarıl. Onları görmezden gelme. Lütfen!

Maçtan iki hafta önce skorbord test edilirken yazılan skorun gerçekleşmesi de ayrı bi ilginçlik. Bu da videosu




GOLLER

Pazar, Nisan 04, 2010

belediye otobüsü açılımı

Volkan Konak diyor ki: "belediye otobusunde sıkışmış insanları görunce içim parçalanıyor". Zamanında çöpçatan programı yapan esra erol kişisi de "jeapimle gezerken otobusteki insanları görunce gözyaşlarımı tutamıyorum" demişti.

Otobuste sıkışan zumreden volkan ve esraya cevap gelmiş: "Toplum bize acımasın, kabullensin bizi. Bizler de bu ülkenin gerçeğiyiz. Egitim ve istihdam istiyoruz. iş istiyoruz. Ekmek istiyoruz. Başımızı sokacak bir yuva istiyoruz. Devlet artık bizi gormezden gelmesin. 8elediye otobüsü açılımı istiyoruz! "

Çarşamba, Mart 03, 2010

Aslında varolmayan dolmuş

Bugün biraz uzuncana çalışıp saat sekiz buçuğu gördükten sonra yeter lan diyip toparlandım ve çıktım. Maslağın işlek ama bir okadar ıssız ana caddesinin üstünden geçip ilk gelen dolmuşa el yaptım. Normal bir maslak dolmuşuna oranla çok yavaş biçimde projektörü andıran farlarını yakmış ağır ağır üzerime geliyordu. Dolmuş daha ilk bakışta göze batacak kadar ilginçlik içeriyordu. O modelden başka bir hatta görmüşlüğüm yoktu. Tabelasında yazan yazıları tekrar tekrar okumama ramen nerden geldiğini ve nereye gittiğini anlayamadım. yine de yorgunluğuma verdim ve önemsemeden atladım dolmuşa. Dolmuşun iç tasarımı dışını aratmayacak kadar garipti. Kenara sıkışmış iki sıra koltuk ve halısaha büyüklüğünde bir boş alana sahipti. Şöförün koltuğu daha çok taht havasında bulutlara doğru uzanıyordu.

Biner binmez şöfore sordum: "Beşiktaşmı?" Cevap kısık sesle arkasında oturan teyzeden geldi: "Metrobüse gidiyo." Sanki bebek uyuyan bir eve girmiş ve gürültü yapmış muamelesi görmüştüm. İlk defa metrobüse giden bi dolmuşa binmiştim. E teyzenin de güvenilmez bi hali vardı. Ben de ön cam yerine kapı camından dışarıyı seyreden şoföre tekrar sorma ihtiyacı hissettim: "Leventten geçermi?" Takım elbisesiyle tahta benzer koltuğunda oturan şöför yine iplemedi beni. Tek muhatabım olan teyze beni zorla yanına oturttu. Artık inanmıştım. Düğünden dönen akrabalarını evine bırakmakta olan amcam boş dönmiyim hesabı yapmıştı ve ben de sazanlardan biriydim. Şöföre bu sefer sorduğum: "levent kaç lira?" sorusuna teyzenin: "bilmem ki" yanıtını vermesi beni iyice inandırmıştı buna. Şöför beni sallamıyordu evet. Onun yerine sürekli teyze cevap veriyordu ve ben üst üste üçüncü kez göt oluyorudum. Tüm dolmuş olan biteni iğrenç bi sessizlik içinde izliyordu. Beşiktaş dolmuşundaki tarife olan bir yirmibeş i uzatarak: "alırmısın!" diye seslendim. İkinci seslenişimde parayı elimden alan teyze motor kapağının üstüne koydu.

Bu dolmuşun bilmediğim bi hikayesi vardı ama neydi. Ben bindiğim ana kadar neler yaşanmıştı acaba. Yanımda oturan teyzenin dışında kimseden çıt çıkmıyordu. Dolmuş her durduğunda şöföre yöneltilen : "Beşiktaş dimi?" sorusuna teyzenin:"yok metrobüs" cevabını verişi beni delirtmeye başlamıştı. Kimse inmiyor kimse binmiyordu. Acaba şöför sağır dilsiz filanmıydı? Ya da artık iyiden iyiye inanmaya başladığım şeymi? Evet evet. Aslında yoktu böyle bir dolmuş. Ben inince de bi süre ilerleyip gözlerden kaybolacaktı. Ama dördüncü leventtede kimse inmeyince haliyle gerildim. İkinci köprü bağlantı yolunun orda anlamsız bi kuytuda bekleyen bir kadın da: "Beşiktaşmı" diyince ayaklanıverdim. Benimle beraber herkes ayağa kalktı. Öylece durdum ve önemsememiş gibi yaptım ama karnıma bi ağrı girdi. Tamam dedim benim maceram buraya kadarmış. Belli belirsiz bir cümle döküldü dudaklarımdan: "Durakta bırakırmısın?" Bırakmayabilirdi aslında, inanarak söylemedim. O andan itibaren kapının önünde durdum ve arkamdan gelecek olan bıçak darbelerini bekledim.

Sonra bir anda dolmuş durdu ve kapı açıldı. İndim. Herkes indi. Ve sanki dünyanın en olağan dolmuş topluluğuymuş gibi kendi yollarına gitmeye başladılar. Yürüdüm gittim. Hayalet dolmuşu ve sakinlerini unutmamacasına gittim.

Çarşamba, Şubat 10, 2010

Kardeş takım karşıyaka

Erman hediyeni hergün tepe tepe kullanıyorum. Eskicek ama tozlanmasından iyidir. Hatta eve gelen arkadaşlar bazen onu almaya yelteniyo da bırakmıyorum kimseye :=)